Çarşamba, Temmuz 27, 2016

Shein siparişi #7



Zaten bozuk olan klavyem iyice bozulunca bilgisayar başına geçmek işkence gibi bir hal almaya başladı.Önceden birkaç harf basmazken şimdi basan harfler bir elin parmağını geçmiyor maalesef :/ Babamın bulduğu dahiyane çözüme kaldım yine; laptop üzeri ek klavye :)) 


Aslında bu siparişi Marmaris'e gitmeden önce yapmıştım, planlarıma göre Marmaris'e gitmeden 
gelecek ben de hem rahat edebileceğim bir elbise giyecek hem de kuzenime hediye almış olacaktım ama bu sefer ona özel olacaktı :) Her alışveriş yazımda aldıklarımın bir kısmının kuzenime gittiğini görürsünüz; çok severim kendisini, o benim için olmayan kız kardeşim gibidir.Neyse çok duygusallığa girmeyelim :) Kuzenim için bu beyaz yırtık pantolonu seçmiştim, bedenini S seçecekken ne olur ne olmaz diye M olarak değiştirdim.En kötü ihtimal yanlardan daraltır dedim ki iyi ki M seçmişim.Pantolon zoraki modeli komşu kızı 34 beden ve pantolon cuk diye oturdu.Bir tek önünde duran potluğu sevmedim,umarım kuzenime öyle durmaz.


Kendime de bu çizgili elbiseyi seçmiştim.Denize gittiğimde rahatça gezebileceğim uzunca bir modeldi.Hala öyle bir model ama bizim tatil bitti işte.Neyse artık bir aksilik olmazsa haftaya havuza gidiyorum, az buçuk yüzme öğreneyim diye.Artık havuza giderken üzerimi rahatça değiştirebileceğin bir elbise olacak kendileri :) Konu mankeni yine komşu kızı, onun üzerine bir tık bol geldi, benim üzerime tam oldu. 36 bedenim bu arada ve hala 34 olamadım! :) 



0 Devamını Oku »

Çarşamba, Temmuz 20, 2016

Romwe siparişi #8

6

Selam gençler! Tatile gitmeden önce gelen Romwe alışverişimin yazısı maalesef bugüne kadar ertelendi.Bunun en büyük sebebi de kıyafetlerin bana kısa gelip yine Marmaristeki şanslı kuzenime gidecek olmasıydı :) Hazır tatilde Marmaris'e gidecekken, Marmaris'te hem onun üzerinde çeker hem yayınlarım dedim ama sıcak, arı sokması, ülke gündemi derken  yayın günü bu gün oldu.Hayırlısı :)




Öncelikle benim üzerime uyan tek tuniğimle,sitede elbise ama bana bildiğiniz tunik oldu, başlamak istiyorum.Ben bu tarz, fakir kollu, etnik desenli çok da uzun olmayacak şekilde uzun tunikleri seviyorum.Beden boyum uzun olduğu için uzun kıyafetlerle daha rahat ediyorum.Bu tuniği ilk gördüğümde, bu bana kaç beden büyük gelir, ben bunu nasıl giyeceğim, ancak teyzeme olur dediğim doğrudur.Giydiğimde ise omuz ve kolları oturdu, yalnız aşağıya doğru amaçsızca açılan kıvamı var, hani tam hamile üstü gibi :)) Tarzını beğendiğim için bir gün terziye götürüp yanlarından daralttırmayı düşünüyorum.Yoksa geleceğe yatırım yapmak gibi bir planım yok :D 




Kimono aşkımı artık tekrar tekrar anlatmayacağım ama akılsız başımı dağlara taşlara vuracağım! Ya her seferinde beden boyum uzun deyip inatla kısa şeyler seçmeme ne denmeli!Kimonoyu üzerime denediğimde resmen düdük gibi kaldı:( Yalnız benim sitede seçtiğim kimonoyla gönderilen kimono arasında alaka yok, ben de bu kadar koyu renk seçmezdim demiştim kendi kendime,sonradan fark ettim farklı olduğunu... Neyse yine gideceği yer kuzenim oldu, güle güle giysin :)



Son olarak, hazır Marmaris'e gidiyorum bir elbise alayım orada gezerken giyerim dedim.Ama sadece demişim!Yukarıda elbisenin kuzenim üzerinde duruşunu görüyorsunuz, kendisi benden 5 cm kısa, elbise bana oldukça kısa geleceğinden ben de o kadar kısa şeyler giymediğimden gittiği yer yine kuzenim oldu.Kendisi elbiseyi plaja giderken kullanacakmış, güle güle kullansın ben de yine bir kıyafetime elveda diyeyim.Oysaki sitedeki resimde diz üstü duruyordu.Demekki neymiş resme kanmayacakmışız! Neyseki hediye alma derdinden kurtulmuş oldum, kuzenim hediyelerini beğendi :) 

Sanırım benim bahtsız bedevi olmam en çok ona yarıyor, ne dersiniz? :)

Devamını Oku »

Cumartesi, Temmuz 09, 2016

Bahtsız bedevi = Sawako!

10




Herkesin bayramı mübarek olsun gençler :) Marmaris'ten sevgilerle diye, bol nispet içeren resimler paylaşabilirdim bu postumda ama paylaşmayacağım daha doğrusu paylaşamayacağım!


Bahtsız bedevilik seviyemden daha önce size bahsetmiş miydim? Bilmeyenler için şöyle abartılı bir örnek vereyim; uçak düşecek olsa yeryüzünde de 1000 tane insan olsa gelir benim başımın üzerine düşer! 



Daha bir buçuk ay önce memlekete gitmeden bir gün önce dudağımda uçuk çıktığını biliyor musunuz? Peki bu uçuğun kocaman olan dudaklarımı şişirip daha da kocaman yaptığını? Yıllar sonra memlekete gidip herkesin dudağına ne oldu öyle diye acıyan bakışlarını? Haberiniz yok dayak yiyorum diye çığlık atasım gelmişti o vakitlerde! Allahtan doktorun verdiği kremle 1 haftada uçuk geçti, 1 hafta sonunda da bizde eve döndük; anlayacağınız herkes beni kocaman şişmiş ve iltihaplanmış dudaklarımla hatırlayacak :') 




Yıllarca yaz aylarının kavurucu sıcaklarında kaplıcaya gitmek gibi orijinal fikirleri olan babam bu sene bir çılgınlık yapıp Marmaris'e gidelim dedi, tabi bunda bizim ailece babama söylenmemizin etkisi de var neyse konumuz o değil :) Marmaris'e gelindi, delice gezme planları yapıldı. Denizde ilk gün yabani arı o kadar insanın içinden gelip beni seçti ve ayak parmağımdan soktu! İlk gün hafif sızlayan ayağım ikinci gün kocaman şişti, herkesin normal yarına geçer demesi üzerine topallayaraktan evde oturdum.



Üçüncü gün ayağım daha da şişip parmağım morarmaya başlayınca ağlayacak kıvama geldim. Aklımdan geçenler korkunçtu; ya parmağım kangren olursa ya parmağım kesilirse, nasıl dengede duracaktım ben? Aptal ben o deniz ayakkabılarından almalıydım, şimdi onun yüzünden parmağımı kaybedebilirdim! Tamam abartmış olabilirim ama cool takılan ailem de hafif korkup acile gitmemi söyledi.Acilde bir alerji iğnesi yapıldı; akşamına şişlik dindi ve morluk azaldı. Şimdi bol filtre ile çekilmiş ayağım bu durumda :') Üzülmeyin artık iyileştim sayılır, her an Marmaris'ten manzara resimleri paylaşabilirim:))

Bilmeyenler için instagram hesabım @koregunluklerim
Devamını Oku »

Pazartesi, Temmuz 04, 2016

Bayan olmak zor zanaat #3- Elalem ne der?

10

Kadın olmak birçok açıdan zordur; özellikle de Türkiye'de yaşayınca daha da zor... Kıl-tüy, kılık-kıyafet, makyaj, saç, oturma-kalkma şekli, erkek arkadaşlar, taciz-tecavüz, şiddet, psikolojik baskı ve daha bunlar gibi sayılabilecek birçok neden var, kadın olmayı daha da zorlaştıran. Aslında hepsine neden olan baskıyı tek bir cümlede özetleyebiliriz ''Elalem ne der?''


Ülkemizde hatta sadece ülkemizde de değil dünyada kadın sanki bir ticari malmış gibi dış görünüşünden, davranışına her şeyiyle ağır ve acımasız bir şekilde eleştirilmekte.Kadının insan olduğunu unutan zeki erkeklerimiz, biz kadınları gaz çıkarmayan, tuvaletini yapmayan, kılsız, tüysüz, terlemeyen, saçı yağlanmayan, vücudu kalemle çizilmiş gibi kusursuz, yüzü yapay bebek gibi pürüzsüz kısacası plastik barbie bebek görmek istiyor. Bunu isteyen de genelde bir roll-on bile kullanmaktan aciz kıl tüy içinde kalmış sevgili erkeklerimiz. 
Bunları istemekle de kalmayıp karşılarında barbie bebek  gibi kızları göremeyince en ufak kusurları bile sanki kendileri mükemmellermiş gibi öyle bir eleştiriyorlar ki inanamazsınız.

Şu kız, ayı gibi kalçası olmasa güzel, şunun burnu Gargamel gibi, aaa bunun kol tüyleri benden fazla, şu eteğe bak kesin k***r,  o terlemiş mi ıyyy, şuna bak yer elması, o göğüs ne öyle belli bile olmuyor kadın dediğinin hatları olacak, ay şu çok şişko kız dediğin zayıf olur, o ne öyle kemikleri sayılıyor kadın dediğin etli butlu olacak... Kısacası her şeye söyleyecek sözleri yapacak eleştirileri var. Yaranabilmek mümkün değil.
Ne demek kadın dediğin böyle olacak? İnsanız biz plastik barbie bebek değil. 


Erkeklerle ilgili daha birçok problem var ama zannetmeyin ki bunu yapan sadece onlar. Bazen de kadınların en büyük düşmanları kadınlar olabiliyor, işte ''Elalem ne der?'' kısmı da en çok burada devreye giriyor. Tecavüze uğrayan bir bayan için ''Aman o da aranmasaymış.'' , ''O kadar dar giyinmeseymiş.'', ''Ne işi varmış sokakta.'' gibi cümleler kullanacak kadar acımazsız olabiliyorlar, asıl suçluyu suçlamak yerine zarara uğrayan hem cinslerini suçlamaktan çekinmiyorlar.Evet bunu söyleyen erkekler de var ama kadınlar beni çok daha fazla şaşırtıyor. 


Bu kadar mı? Tabii ki değil.Sevgiliniz olur, aman sakın ha dedikoducu teyzelerden biri görmesin. Sizi  sadece yan yana görürler, bir bakarsınız kulaktan kulağa çok farklı şeyler anlatılmaya başlanmış. 18 yaşınızı geçmenize rağmen sevgiliniz olduğu için yargılanırsınız, ama sizden üniversiteden hemen sonra evlenmenizi beklerler. Evlendiniz mi hemen çocuk yapın, yoksa bir başkasından kısır olduğunuzu duyabilirsiniz! Bir gün vakit bulamayıp bakımsız gezseniz sizden bakımsızı olmaz.
Daha neler neler... Kısacası eğitimsiz, cahil bir kesimde kadın olmak zor zanaat, robot olmadığınız sürece. :) Kendimizi ne kadar anlatırsak anlatalım onların görmek istediklerinden öteye gidemeyiz insanların gözünde.


Son olarak, erkek düşmanı olduğumu düşünmeyin tabii ki her erkek böyle değil, ama maalesef bunlardan çok var.Dedikoducu teyzelere gelince onlar her yerde, virüs gibi türüyorlar. Blogunda misafir yazar olma şansı verdiği için Sawako'ya teşekkürler, benim için farklı bir deneyim oldu.

Sawako'dan;

"Elalem ne der?" cümlesi eskiden olduğu gibi günümüzde de yaşantımızı etkileyen faktörlerin en başında geliyor.Biz elalemi umursayıp onların kalıplarına girmek zorunda hissediyorken onlar sıra kendilerine geldiğinde bütün kurallarını işlerine geldiği gibi evirip çevirip ortadan yok ediyorlar.Hani giyim kuşam üzerine bir fıkra vardır ya hocanın kızına yakışıyor diye, aslında durum tamamen ondan ibarettir.

Bilmeyenler için fıkra;

Karadenizde hoca camide vaaz veriyormuş:
-Kızlarımıza sahip çıkalım, çok açık giyiniyorlar, boya sürünüyorlar, zincir takıyorlar, kısa giyiniyorlar... derken cemaatten biri seslenmiş:
-İyi de hoca senin kızda bunları yapıyor.
Hoca cevabı verir:
-Şimdi Allah var, bizim kıza yakışıyor :)


Yazı için bloguma misafir yazar olan Sözlerimin Altyazısı blog sahibesine teşekkürler :) Siz de misafir blogumda misafir yazar olmak istiyorsanız bana bogurtlenrecelimiz@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku »

Pazar, Temmuz 03, 2016

Watsons & Gratis Bayram İndirimi Alışverişim

8
Merhabalar! :)

Bayram nedeniyle her yerde indirim furyası başladı.Aslında bakarsanız ben de bu furyayı bekleyenlerden biriydim.Beklemek zorundaydım bir kere, 51 TL lik parfüm indirim zamanı 31 TL'ye satılınca bir de eski fiyattan almışsam kendimi salak gibi hissediyordum.Aslında bakarsanız ben Gratis & Watsons indirimlerini çok sağlıklı bulan biri değilim.Bunu şöyle bir örnekle anlatayım; zamanında Watsonstan aldığım su bazlı Garnier kremi, 13 ya da 16 tl di tam hatırlamıyorum, indirimsiz fiyatıyla Migrosta 9 TL'ye görmüş, indirimde 5 TL'ye görünce de sinir olmuştum.Ve o kremim bitti ben almadığım stoklamadığım için pişmanım.Neyse konumuz indirimlerin sağlıklı olup olması değil benim neler aldığım :)



Erkek kardeşimle geçen hafta Watsons'a girdiğimizde Privacy'nin bu parfümünü çok beğendik.Aslında o alma taraftarı olsa da ben 1 haftaya bayram indirimi başlar o zaman alırsın deyip aldırmamıştım ki iyi ki aldırmamışım.51 TL'den 31 TL'ye düşmüş parfüm :) Ben de erkek kardeşime, babama bir de kendime fırsattan istifade parfümü aldım.Yalnız sabahın erken saatlerinde gitmeme rağmen, dükkanda benden başka müşteri yoktu, indirimdeki parfümler sadece ikişer adetti.Onları da ben aldım ve bitti.Hani indirim var ya birkaç ürünü indirimli yapıp sonra bitti diyorlar.Neyse hem alıp hem eleştiririm :) Kendimize parfüm alırken anneme de deodrant aldım, sanırım onda indirim yoktu varsa bile bir iki lira gibi bir şeydi :)


Yaz geldi malum, her yaz kaplıcalara gitmekten bahseden babam bu sene aksiyon yapıp Marmaris'e gitmeye karar verdi.Ben de hazır indirimi bulmuşken güneş kremi alayım da bir dertten daha kurtulayım dedim.Sebamed'in 50 faktör güneş losyonunu aldım, kremi maalesef kalmamıştı.Sanırım fiyatı 40larda bir şeydi.Bu arada güneş kremi ve güneş losyonu arasındaki farkı bilen bana da söylesin :) Normalde Missha'nın 42 faktör bb kremini kullanıyorum fakat bazı makalelerde ek olarak güneş kremi sürmemizin daha doğru olacağını okudum.Hazır alışverişime uygun fiyata gelen Pure Beauty'nin 50 faktör güneş kremini aldım.Normalde fiyatı 40 TL'di bana 20 TL'ye geldi :) Bu tür ıvır zıvırları alıp Watsons'a elveda dedim.Aslında Max Factor'ün çok beğendiğim ruju vardı, 745 numaralı ama kalmamıştı.Sinir oldum :(


Daha sonra koşa koşa Gratis'e gittim, biraz da annemi çekiştirdim.Watsonsa yatırdığım paralardan sonra aklımda sadece The Balmın Bahama Mama allığı vardı.Doğru düzgün makyaj yapmayan ben, zamanında testerına bakıp onla aşk yaşamıştım.Küçücük şeye 51 TL vermek sinirimi bozuyordu, indirimi buldum 31 TL verdim ama yine sinirim bozuldu.Hep makyaj bloglarının reklamları yüzünden The Balmın fiyatları birden uçtu.Neyse artık o benim, açmadım, kullanmadım ama benim!Watsonstaki durumun aynısı Gratiste de geçerliydi, sabahın körü tek müşteri ben varım ve sadece 1 adet Bahama Mama var.Allah aşkına indirim yapıyorsunuz ürün yok ortada :)

Aslında aklımda fondöten fırçası almak yoktu.Şu an için yoktu yani, önceden almayı istemiş indirimi tutturamamıştım.Hazır indirimi görünce 21 TL de ona verdim.


Aslında daha alacak çok ihtiyacım vardı; rimelim bitmek üzere, makyajımı bebek şampuanı ile temizliyorum o da neredeyse dibi görecek, su bazlı garnier kremim bitti şu anlık alovera jelimle idare ediyorum.Neyse artık onları da başka indirimlere saklıyorum.Bu arada Sakarya'da Migroslarda kozmetik reyonu yok, isyanlardayım!Millet ucuza ürünleri kapatırken biz hala Gratis Watsons bazen de Tshop peşinde koşuyoruz :)



Devamını Oku »

Cumartesi, Temmuz 02, 2016

Bu da benim serbest serseri stilim!

32


26 yaşındayım! Evet biliyorum birçoğunuz benim yaşındayken evli ve çocuk sahibiydiniz, unutmadan hepinizde tığ gibiydiniz çocuktan önce... 

30 yaş çok geçti evlenmek için! İnsanın bir diğer yarısı olmalıydı ömrü için! 

Olmalı! Ben olmamalı demiyorum ki... Ama neden sevmediğim, değer vermediğim bir insana ömrümü satayım? Zengin diye mi? Fazlaca onursuz bir davranış değil mi bu? Bunun yasal olarak kendini satmaktan ne farkı var söyleyebilir misin bana? Yanlış düşünüyormuşum. Kime, neye göre yanlış ? Her gün içimde ölüyorken, hediyeler ve statü mü mutlu edecek  beni? Fazla derin düşünüyormuşum. Küfretmek istiyorum ağız dolusu, ben sen değilim demek, ucuzsun demek. Susuyorum.

Beni çok sevenle, beğenenle evlenmeliymişim, benim sevmem çok da mühim değilmiş. Böylelikle her dilediğimi yaptırır ömrüm boyunca rahat yaşarmışım. Rahat mı? Nasıl rahat yaşayabilirim?! Sevmediğim insana katlanamam ki ben, istemediğim yerde duramam, duygularımı saklayamam, mış gibi yapamam; kötü bir oyuncuyum ben!

Güzellik gelip geçiciymiş, gençlik gittikten sonra gelen giden olmazmış. Şimdi gelen giden var mı? Yüzüme değil kalbime... Çok zor değildir " Güzelsin, yaşlanma hep böyle kal" demek ama zordur içten bir şekilde "Birlikte yaşlanalım " demek.

Aşk denen şey üç harfli kuru gürültüden başka bir şey değilmiş. Ancak masallarda olurmuş prensler bir de pembe dizilerde. Bunları anlamayacak kadar çocuk muymuşum? Öyle bir aşkın olmayacağını anlayacak kadar büyüdüm ama hissetmek önemli benim için; onu gördüğünde heyecanlanmak, görmediğinde özlemek, her şeyi aklında planlamadan kalbinle hissetmek, onunla hareket etmek. Anlamak çok mu zor? Ama ben buyum, ben böyleyim, bana güzel bulduğun için katlanma, bunun için fedakarlık yapma, beni tanıdığın için yap her ne yapıyorsan... Ve tanımana izin vermiyorsam geri çekil, zorlama. Bu kadar basit işte, zor olduğumu kim söyledi ki? Beni zorlaştıran siz değil misiniz?

Hayatımı zorlaştırmayın! Mutluyum ben, onurlu yalnızlığım ve 26 yaşımla :)


Devamını Oku »

Cuma, Temmuz 01, 2016

Full House thai / 2014

8


Asıl kızımız Om-Em'in en büyük hayali yazar olmaktır.Hayalini gerçekleştirme uğruna sabah akşam ablasıyla birlikte yaşadığı babasından miras kalan evde çalışmaktadır.


Om-Em'in ablası, sevgilisinden hamile kalır, tam da sevgilisi işten atılmışken.Sevgilisi olan kılkuyruk (ona uyuz olduğum için böyle hitap edeceğim) Full House 'u satmayı teklif eder.Yalnız ortada Om-Em, gibi büyük bir engel vardır.Kılkuyruk buna da çözüm bulur; Om-Em'i Kore'ye tatile gönderecek ve bu sürede evi satışa çıkaracaklardır.



Asıl kızımız Om-Em, her şeyden habersiz balıklama gezi teklifine atılır.Uçağa bindiğinde yanına genç bir adam oturur, asıl kızımız bir süre sonra onun ünlü biri olduğunu hatırlar fakat Mike yerine partnerinin ismini söyler, bu da yetmezmiş gibi cam kenarına oturan Mike'ı sürekli rahatsız eder.Asıl kızımızdan illahlah eden Mike, yerini kurtulmak için Om-Em'e verir.Fakat bizim asıl kızımız yine uslu durmaz ikram edilen şarapları içip içip Mike'ın üzerine kusar.



Asıl kızımız Om-Em, bütün rezilliklerinden sonra uçakta uyuyakalır.Uyandığında uçakta tek başınadır.Geride Mike'ın bıraktığı gömleği de alıp oteline doğru yol alır.Oteldeki iki günü çok güzel geçmiş, Kore'de merak ettiği bir çok yeri gezmiş hatta kendine Taylandlı bir arkadaş bile edinmiştir.Fakat iki günün sonunda büyük bir problem yaşar; 5 gün sandığı tatilinin aslında iki gün olarak ayırtıldığını öğrenir, kız kardeşini aradığında ise ona ulaşamaz.



Asıl kızımız Om-Em'in, Kore'de tanıdığı tek arkadaşının da Tayland'a dönmesi üzerine yardım isteyeceği tek kişi kalmıştır; üzerine kustuğu Mike :) Mike ilk başta yardım etmeyi kabul etmez, fakat asıl kızımızın senaryoları üzerine yardım etmek zorunda kalır.


Asıl kızımız, Tayland'a döndüğünde evinin çoktan satıldığını öğrenir.Dışarıda beş parasız, kimsesiz kalmıştır.Gizli gizli eski evinde yani Full House'da kalır fakat bir gün yeni sahibine yakalanır.Evin yeni sahibi asıl kızımızın üzerine kustuğu Mike'dan başkası değildir:)



Dizi Kore yapımı Full House'un Tayland versiyonu :) Benim için Kore versiyonu çok önemlidir, Kore dizilerini yeni yeni keşfettiğim sıralarda izlemiştim.Tayland versiyonu konunun kemik noktaları aynı olmasına rağmen işleyiş ve bölümler olarak tamamen farklı, hani iki versiyonu karşılaştırayım diyorum ama karşılaştıramıyorum.Kore versiyonu daha komik daha eğlenceliydi, Tayland versiyonu ise daha gerçekçi ve daha kapsamlıydı.Hangisini daha çok beğendin derseniz, ikisinden de ayrı ayrı keyif aldım.Zaten Taylandlıların yaptığı versiyonlar, şu ana kadar izlediklerim için söylüyorum, çok iyi oluyor.Birçok kişi aslına bağlı kalmayıp değiştirilen senaryoları eleştirse bile ben daha keyifli buluyorum.Aynı konuyu farklı oyuncularla izlesem ne olacak, izlemesem ne olacak değil mi?Sonuç, gidişat hep aynı!Ama Tayland da hem sonuç hem de gidişat çok farklı.Önceden seslerine katlanamadığım için Tayland yapımlarından uzak dursam da şu sıralar fazlasıyla sevdiğim söylenebilir.Ama hala değişmeyen bir fikrim var; dillerini öğrenmek hala istemiyorum, çok itici geliyor :)



Şimdi size bir şey itiraf etmek istiyorum, buradan sonrasını midesi hassas olanlar okumasın.Kusup orucunuzu bozarsanız benim hiçbir suçum yok ona göre :) Yok ben merak ederim, miğdem hassas ama okumak istiyorum diyorsanız, siz bilirsiniz :)


Ben aç olduğumda yemek ayırt eden bir insan değilim, biraz da pis boğazım ama emin olun bu kadar pis boğaz olduğumu ben bile bilmiyordum.İftarda az yiyen sahurda hiçbir şey yemeyen ben Mike tavuk ayağı yerken deli gibi onu yemek istedim.Mike, o kadar iştahlı yiyordu ki tadını bile tahmin edemediğim o şeyi yemek istedim.Hani birden biri karşıma o an çıkıp,oruçsuz olduğumu düşünün, al tadına bak dese deneyebilirdim! Şu an mı ne düşünüyorum? Açken ben, ben değilim, yoksa bu miğdesizliğin açıklaması olamaz :))


Devamını Oku »

Perşembe, Haziran 30, 2016

First Love / 2010

2


Nam, okulda çirkin kategorisinde yer alan 14 yaşlarında bir genç kızdır.Popüler kızların beyaz tenli ve yetenekli olduğu bir okulda Nam gibi sıradan bir kız pek de çekici gelmemektedir.Nam, eline yüzüne bakmadan okulun en popüler çocuğu Chon'a aşık olur.

Chon, çok iyi futbol oynamasına rağmen okul takımında yer almak istemez.Kendisinin uğursuz olduğunu düşünür, çünkü annesinin doğuracağı haberini aldığında babası golü kaçırır, sonrasında da futbolu bırakır.Chon, okuldaki birçok popüler çocuğun aksine fazlasıyla naziktir.Tabi bu özellikleri Nam'ın ona daha çok aşık olmasına neden olur.

Nam, Chon'u kendine aşık edilebilmek için kendini geliştirmeyi, güzelleştirmeyi dener.Fakat Chon'un yakın arkadaşı Nam'a aşık olunca olaylar onun için pek de kolay olmayacaktır.


Filmi sıradan buldum.Konu olarak güzeldi ama işleyiş şekillerini beğenmedim; birkaç sahne oynatıp aradan hooop 1 yıl geçmiş olması, hikayeyi böyle toparlamaya çalışmaları hoşuma gitmedi, konular kopuk geldi.Bir de şu beyazlık takıntısı var; madem beyaz kalmak istiyorsun neden güneşin altında kalıp o kadar yanıyorsun? 

Filmin en başında asıl kızımızın yüzü esmer, elleri açık renkti, sonradan düzelttiler ama benim dikkatimden kaçmadı.Anlatışımdaki sıkıcılıktan anlamış olacağınız gibi film benim için; izleseniz de olur izlemeseniz de olur çerezlik film kategorisinde.


Devamını Oku »

Çarşamba, Haziran 29, 2016

I Wanna Be Sup'tar / 2015

14


Asıl erkek karakterimiz Win Pakorn, adı 5 yıl önce gay dedikodularına karıştığı için Tayland'dan ayrılmış ve elini eteğini eğlence sektöründen çekmiş bir süper stardır.Aslında gay falan değildir, yıllar önce menajeri Wanwan'a sektörden ayrılmak istediğini söylediğinde Wanwan onun için bu kumpası düzenlemiştir.Hem adının lekelenmesi hem de sevdiği kadın May'i bir başka erkekle görmesi Tayland'dan ayrılmasında etkili olmuştur.


Asıl kızımız WanNueng'ın en büyük hayali eğlence sektörüne atılıp süper star olmaktır.Fakat aldığı roller koltuk altı dublörlüğünden öteye gidemez.Zaten oyunculuğu berbattır.Ailesi de bunu biliyor olacak ki Tayland'da yer alan evlerini satıp İngiltere'ye gitmeye karar verirler.Fakat asıl kızımız direnir, ailesiyle birlikte gitmez, onlar da asıl kızımıza olan bütün yardımları keserler.


Asıl erkek karakterimiz Win Pakorn, 5 yılın ardından Tayland'a geri dönmeye karar verir, tabi bu kararında May'in boşanacağı haberini duymasının etkisi de vardır.Eğlence sektörüne dönmeyip, kendine yeni aldığı evinde sessizce yaşamayı düşünmektedir.Sadece düşünmektedir, planları gerçekleşemez çünkü aldığı ev asıl kızımız WanNueng'ın evidir.

Asıl kızımız WanNueng, kalacak yeri olmadığı için gizlice eve girip odasında kalmaktadır.Asıl erkek karakterimiz ise fazlasıyla korkak olduğu için evde çıkan takırtıların bir hayalete ait olduğunu düşünür hatta evi kutsatır.Tabi bir süre sonra asıl kızımızın evde kaldığı ortaya çıkar. Asıl erkek karakterimiz Win Pakorn, her ne kadar asıl kızımızla aynı evde kalmak istemese de karşılıklı çıkarlar nedeniyle bir arada kalacaklardır.Asıl kızımız, Win'in gay olduğunu düşünürken hayat onları birbirine aşık olmaya sürükleyecektir.


Win'in eğlence sektörüne dönmesiyle gazetecilerin birlikte kaldıklarını öğrenmeleri bir de üzerine menajer Wanwan'ın intikam planlarıyla, eski sevgilileri ve aşıkları saymıyorum bile, işler karma karışık hale gelecektir.


Aranan kan bulundu gençler! Zamanında Tayland dizilerini sevmeyen ben, bu sıralar Tayland yapımlarına sardım :) Dizi romantik komedi türünde harika bir yapım, toplam 26 bölümden oluşmakta.Konu bakımında bana Full House ve Personal taste hatırlatsa da farklı bir tadı vardı, hiç bitmesin istedim ama bitti.Asıl erkek karakterimizi çok sevdim, asıl kızımızın bir tek taranmamış saçlarını bir de arada bir acıtasyon yapmasını sevmedim, biliyorsunuz ben asıl kızların dik duruşlularını severim.Onun dışında ikinci kadın profili tam bir sinsirellaydı, hani hemen meleğe bağladılar ama her zamanki gibi bana yaranamadı.İkinci erkek rolünü tutmadım bu sefer, şeker çocuktu, gözlükleri fazla feminendi :)) En çok sevdiğim sahne de asıl kızımızın bol bol anahtarlı sahnesiydi, o kadar anahtarı neden çoğaltmışlar ki diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım :) Ben izlerken çok eğlendim, kesinlikle izlemelisiniz! 


Devamını Oku »

Salı, Haziran 28, 2016

Elma'nın suçu ne?

8


Kırmızı elmayı severim, tatlıdır çünkü ekşi şeyler pek benim tarzım değildir. Sarı elma da tatlı olmasına karşın kırmızı elmadaki tadı tutturamaz. Ama yeşil elmayı görür görmez ekşi elma diyebilirim.

Genel olarak bütün kırmızı elmaların aynı tatta olduğunu düşünürüz. Her biri tatlıdır işte! Ama aynı zamanda her birinin tadı birbirinden farklıdır. Hani Amasya elmasıyla sıradan kırmızı elma arasında uçurum vardır. İkisi de kırmızıdır ama belki de yamuk yumuk Amasya elması muntazam kırmızı sıradan bir elmadan kat ve kat üstündür. Dışarıdan bakarak hangisinin daha lezzetli olduğunu bilemezsin, bir parça tadına bakman gerekir.Tabi sarı elma ile yeşil elma arasındaki farkı bulmak çocuk oyuncağıdır. Ekşi seviyorsan kaparsın yeşili! 

Elmalar arasındaki farkı bulabilmek için yaşanmışlık, deneyim gerekir. Tabi bir de gözünü kör eden egodan kurtulman! Hani kendini sıradan bir elma olarak ifade edip aslında muntazam bir Amasya elması olduğunu düşünüyorsun ya, bence durum hiç de sandığın gibi değil! Bana göre sen içi saman dışı mumla  kaplanmış tam kızarmamış elmasın!

Dış görünüş önemli değildi, sadece ilk görüşte önemliydi değil mi? Ne kadar kolay bunu böylece söylemek ... Peki ya hayat felsefene uygulamak? Sormazlar mı sana "O zaman neden hiç lezzetini bilmediğin kırmızı elma için totonu yırtıyorsun?"diye. Belki o da içi saman, dışı mumla kaplı! 

Ucuzsun saman içerikli tam kızarmamış elma! Aynı zamanda iki yüzlüsün de! Evet haklıydın, o güzel görünüşlü kırmızı elma içerik olarak da iyiydi, ancak içini yansıtamadıkça buruşup toprağa karışacağını da bilirdi. 

Sen olmamışsın saman içerikli tam kızarmamış elma, eğer ki her topalın bir kör alıcısı varsa bu kapı sana kapalı, başka alıcıya...



Devamını Oku »

Pazartesi, Haziran 27, 2016

Kiss Me thai / 2015

23


Taliw ve Tenten, arkadaş iki farklı çiftin çocuklarıdır, aynı gün doğmuşlar ve 6 yaşına kadar beraber büyümüşlerdir.Taliw'in annesi doğumdan bir süre sonra ölünce Taliw'e Tenten'in annesi annelik yapmıştır.Annesi pembe rengini çok sevmesi ve işlerini kolaylaştırmak istemesi nedeniyle Tenten ile Taliw'i aynı şekilde giydirir.Bu yüzdendir ki Taliw, Tenten'i kız sanmaktadır.Fakat bir gün Tenten Taliw'e erkek olduğunu farklı bir biçimde söyler.Taliw artık Tenten ile oynamak istemez.Tenten kızıp Taliw'i ittiğinde ise Taliw o günlere ait anılarını unutur ve aptallaşır.Zaten Tenten ve ailesi de çok geçmeden Japonya'ya taşınırlar.


Aradan yıllar geçer, Taliw artık liseli genç bir kızdır ama aptallığından hiçbir şey kaybetmemiştir.Okulun bahçesinde şans eseri gördüğü genç bir çocuğa aşık olur.Adını bile bilmediği, belki de bir daha göremeyeceği bu çocuk için her gün aşk mektubu yazar.Şans odur ki okul açıldığında Tenten, okula yeni transfer olan öğrencidir, dahi olmasına rağmen okulun en düşük sınıfında yer almak ister.Sınıfta tanışma esnasında Taliw'in kim olduğunu hatırlayınca 6 yaşından kalma öfkesi yeniden alevlenir.Buna bir de Tenten'i ilk konuşturan kişiye bir yıllık yemek ısmarlanacağı iddiasını Taliw kazanınca daha doğrusu Tenten iddia konusu olduğunu öğrenince Taliw'e olan öfkesi katlanır.Bizim yarım akıllı asıl kızımız Taliw de bu kadar olay üzerine Tenten'e verdiği aşk mektuplarını okulun panosunda görmesi kaçınılmaz olur.




Okula rezil olmasına rağmen arkadaşları Taliw'in yanında olurlar.Fakat talihsizler Taliw'in yakasını bırakmaz, babasının bir anlık dikkatsizliğinden evleri büyük bir patlamayla yanar.Bir süre komşularında kalırlar, sonrasında ise babasının eski arkadaşının evine davet edilirler.Taliw eve gittiğinde büyük bir şok yaşar,gittiği ev Tenten'in yaşadığı evdir.Tenten, Taliw'e olan ömürlük öfkesinin baskın olduğunu düşünse de Taliw ve babasının onların evine taşınmasıyla Taliw'e olan sevgisinin aslında daha baskın olduğunu öğrenecektir.


Diziye tek kelimeyle bayıldım! Bir takipçimin ısrarla izle demesine rağmen inatla izlememiştim, buradan ondan özür diliyorum :) Ama ben nereden bilebilirdim ki senaryoyu böyle farklılaştırıp güzelleştireceklerini! :)


Bu versiyon diğer versiyonları resmen gölgesinde bırakmış, ruhsuz erkek asıl karakter yerine ruhu olan ama belli edemeyen erkek karakter uygulamaları harika olmuş, resmen çocuk acı çekerken onun hissettiği acıyı hissettim, çok güldüm zaman zaman da kızdım.Asıl kızımız da diğer versiyonlardaki gibi salaktı ama resti çekmeyi az da olsa gurur yapmayı bildi, gözüme girdi :) Ben bu versiyona bayıldım, hani Playful Kiss tarzında dizi arayanlar var ya bu diziyi kesinlikle izlemeliler, sadece birkaç ana fikir aynı gerisi tamamen farklı. Dizi ilk sezon olarak 20 bölüm yapılmış, 2. sezon da gelecekmiş :) Ben sevdim, tavsiyemdir, romantik komedi sevenler kaçırmasın ;)


Daha önce Kore versiyonu Playful Kiss Japon versiyonu Itazura na Kiss Love in Tokyo çekilmiştir.Dizilere isimlerinin üzerine tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Son olarak söylemeden geçemeyeceğim asıl erkek karakterimizin sarı saçlarını bir türlü beğenemedim, nihayetinde son bölümde siyah yaptılar.Büyük ihtimal bu sarı şey, peruktu ve hiç hoş değildi :) Peki siz bu diziyi izlediniz mi, izlediyseniz en çok hangi versiyonu beğendiniz?



Devamını Oku »

Cumartesi, Haziran 25, 2016

Kore Yemeği; Bibimbap Tarifi

14



Durdum, durdum! Ramazanda bibimbap yapacağım diye tutturdum çünkü takıntılı olmak bunu gerektirir.Söylenenlere göre insanın canı, tadını bilmediği bir şeyi çekmezmiş ama ben inatla iftar yemeğinde masada bibimbap görmek istedim ve sonunda yaptım! :))


Öncelikle benim kullandığım malzemelerden bahsedeyim;

1 küçük patlıcan
1 küçük kabak
Birkaç yaprak ıspanak
1 havuç
1 yumurta
Yarım su bardağı pirinç
Soya sosu
Susam
Pul biber
Sıvı yağ


Yapılışı

Yarım bardak pirinci 1 su bardağı su ile pişirdim.Bu işlemde yağ kullanmadım ama azıcık tuz ekledim.

Tarifte kullandığım sebzeleri, uzun ve ince bir biçimde kestim ve her birini ayrı ayrı az bir yağla kavurdum.Dikkat kızartmıyoruz kavuruyoruz.

Küçük bir tavada bir yumurtayı sarısı pişmeyecek şekilde pişirdim.


Daha sonra tabağımın içerisine önce pilavı daha sonra kavrulmuş sebzeleri en üste de yumurtayı koyup susam ve pul biberi ekledim, tabi bir de soya sosunu :) En sonunda da hepsini karıştırdım.


Tadı oldukça lezzetliydi, bizim niye bu tür şeyler aklımıza gelmedi ki diye düşünürken annem atıldı "Sebzeli pilavın üzerine yumurta koymuşlar" diye :)) Annemin bakış açısı yüzünden dünya mutfağından soğuyabilirim.

Ben yaptım siz yapmayın!Aç karnına kafam çalışmamış olacak ki malzemeleri bol bol koymuşum.Normalde tek başına birkaç kaşık pilav yiyebilen bir ben için yarım bardak pilav çok fazlaydı.Onun yerine 3 kaşık pirinç üzerine bir parmak fazla gelecek kadar su konulabilir.Sebze miktarları ise azaltılmalı; yarımşar olmalı her biri :)



 Benim yaptığım resmen iki kişinin yiyebileceği kıvamdaydı.Tabi ben kalanını yarın yerim deyip dolaba koydum, bir sonraki gün pirinç tanelerinin morardığını gördüm.İki ihtimal var; ya yemek çok kolay bozuluyor çünkü buzdolabımız oldukça kalitelidir ya da patlıcanlar rengini pirinç tanelerine verdi.Ben ürkerek kalanı çöpe attım orası ayrı :)  

Bir sonraki hedefim pirinç lapası çorbası pişirmek bakalım onu hangi ara yapacağım :)

Not 1: Başka sebzeler de kullanabilirsiniz, önemli olan rengarenk gözükmesi
Not 2: Ben yeterince ince doğramamışım kavurmak zor oldu ama havuçları rendelerseniz işiniz daha kolay olur.
Not 3: Koreliler farklı soslar da kullanıyor bu tarif için biz de o soslar kullanılmadığından ben de kullanmadım.Zaten tarif bu şekilde bile lezzetli ama ağır, muhtemelen farklı soslarla daha ağır olacaktır :)
Devamını Oku »

Cuma, Haziran 24, 2016

Roy Lae Sanae Luang / 2013

18


Nuch, babasından kalan zenginliği yaşayan üç kardeşten biridir; bir ablası bir de abisi vardır.Yurt dışına eğitim görmek için gitmiş, geldiğinde ise büyük bir şok yaşamıştır.Nuch, her şeyden habersiz yurtdışında okurken aslında şirketleri iflas etmiştir.Bu yüzden hava alanından borçlu oldukları kişilerce kaçırılmış şans eseri karşına çıkan Krao sayesinde bu kaçırılmadan kurtulmuştur.

Aslında Nuch ve Krao birbirlerinin ezeli düşmanlarıdır.İlk başta bundan ikisinin de haberi yoktur.Nuch ve kardeşlerinin iflas etmediklerini, iyi durumda olduklarını duyurmak için geldiği partide Krao, düşmanının farkına varır.Nuch'ın babası Krao'nun annesine tecavüz edip intihar etmesini sağlamış, Krao'nun babası ise hemen ardından kalp krizi geçirerek ölmüştür.




Nuch ve kardeşlerinin verdiği partiye borçluları gelip abisini öldürmek isterler, durumu Krao kurtarır.Krao, ailenin kendisine güvenmesini sağlayıp onları alaşağı edecektir.Nuch bir süre sonra onun yaptıklarını fark etse de kimseye kendini inandıramayacak, Krao'nun ona aşık olmasıyla işler daha karışık bir hal alacaktır.



Dizi 2013 yılında çekilmesine rağmen yeni çevrilmeye başlanmış, oldukça da seveni varmış.Krao, bildiğiniz Behlül!Sarışın ve yakışıklı değil ama intikam alacağı ailenin bütün kadınlarını kandırıp kendine aşık etmeye kararlı :) Tabi aşık edeyim derken Nuch'a aşık oluyor, kıskançlık krizlerine giriyor, kızı kendinden uzaklaştırıyor orası ayrı.Dizi bir aşkı memnu bir dallas bir yalan rüzgarı kıvamında hani tvde yayınlansa annelerimiz başından kalkmaz :)) Her bölümde yaklaşık bir buçuk saat sürmekte.Diziyi beğendin mi derseniz, aşkı memnuyu severim ama dallas hiç bana göre değil! Adam sapık, kadınlar salak! Feminist ruhum ortaya çıkıyor ama bir yandan da acaba ne olacak diyorum, bilemiyorum  :)

Söylemeden geçemeyeceğim; Nuck'ın kardeşlerine sinir oldum, iki günlük tanıdıkları adama kardeşlerini sattılar resmen, paranın gücü işte!

Devamını Oku »

Perşembe, Haziran 23, 2016

Moorim School / 2016

10


Moorim School, özel bir okuldur.Özel okul derken sakın yüksek ücretler alan Ceo çocuklarının okuduğu bir okulu düşünmeyin.Moorim School, tamamen ücretsizdir, bünyesine alacağı öğrencileri kendisi seçer.Dışarıdan kimse okulu ziyaret edemez çünkü okul özel bir kalkanla ormanın içinde saklanmaktadır, kalkanı devre dışı bırakanlar sadece öğrenciler ve öğretmenlerdir.



Yoon Shi Woo, ünlü bir idoldur, fazlasıyla da kaprislidir.Bu yüzden gurup arkadaşlarına ve bağlı olduğu şirkete kök söktürür.Müzikle uğraşmasına rağmen kulağında ara sıra yaşanan duyma kayıpları onun sahnede sorun yaşamasına neden olur.Tam ışıklandırmalar üzerine düşecekken onu Hwang Sun Ah kurtarır. Hwang Sun Ah, Moorim School'un başkanının kızıdır ve Shi Woo'ya sorunu için okula gelmesini söyler.Shi Woo, ilk başlarda umursamasa bile çalıştığı şirketin onu karalama çabaları yüzünden Moorim School'a gitmeye karar verir.



Wang Chi Ang, zengin bir ailenin şımarık çocuğudur.Her gittiği okuldan atılmıştır, zaten okumaya pek niyeti olduğu da söylenemez.Annesi, babasının metresi olduğu için küçük yaşta annesinden ayrı büyümüştür.Babası son çare olarak Moorim School'a gitmesini ve buradan mezun olmasını ister, işte o zaman annesini de yanına alıp Çin'e gidebilecektir.Fakat Wang Chi Ang, gidiş yolunda uslu durmayarak korumalardan kaçar, korumaları suya atlamakla korkuturken suya düşer.Wang Chi Ang, yüzme bilmiyordur onu Moorim School'da okuyan Sim Soon Duk kurtarır.Bizim kendini beğenmiş asilzademiz Sim Soon Duk'a ilk görüşte aşık olur ve okula gitmeye karar verir.



Dizi genel olarak bu dört gencin, arkadaşlıkları, kırgınlıkları, aşkları ve Moorim School'u kurtarma çabaları üzerinde yoğunlaşıyor.Fanstastik zaman zamanda romantik komedi tadında bir dizi.Ben izlerken eğlendim ta ki 9.bölüme kadar ondan sonra nedense sıkıldım, daha doğrusu merak unsuru benim için ortadan kalkmıştı.Neyin ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordum.9. bölümü izlemeyip son bölüme atladım ve dizinin % 70 ini tahmin ettiğimi öğrendim :) Fantastik sevmeyen ben için yeterince izledim, tek sevmediğim nokta Sim Soon Duk'un özellikle kabalaştırılmış gibi duran sesiydi, beni çok rahatsız etti.Fantastik severlere tavsiyemdir :)

Son olarak bu ikisinin didişmelerine bayıldım! :))





Devamını Oku »

"Anlamasan da olur.Kimse anlamasa da olur.

Gerçek hürriyet budur.Ben anlıyorum.

Anlatamasam da olur." -Oğuz Atay-